‘Kıbrıs’ın Acı Limonları’ kitabının dünyaca ünlü İngiliz yazarı Lawrence Durrell’ın en önemli eseri olarak kabul edilen ‘İskenderiye Dörtlüsü’nü yazmaya başladığı yer olan Balabayıs (veya Türkçe adıyla Beylerbeyi), kuşkusuz Kıbrıs’ın en büyüleyici yerleşim yerlerinden birisidir.
Adını gotik mimarinin şaheserleri arasında gösterilen Balabayıs (Bellapais) Manastırı’ndan alan ve Girne şehir merkezine yaklaşık 15 dakikalık mesafede bulunan köy, daracık sokakları ve küçük evleriyle Beşparmak Dağları’nın eteklerinde paha biçilmez bir mücevher gibi ışıldamaktadır.
Balabayıs’ın ilk sakinlerinin Selahaddin Eyyubi 1187 yılnda Kudus’ü ele geçirdiği zaman Kıbıs’a göç eden Augustinian Mezhebi keşişleri olduğu bilinmektedir. Adını ‘Barış Manastırı’ anlamına gelen Franızca ‘Abbaye de la Paix’’ten alan ve 12. yüzyılda Roma döneminden kalan bir yapının temelleri üzerine inşa edilmeye başlanan Balabayıs Manastırı, Mağusa’daki St. Nikolas Katedrali ve Lefkoşa’daki Aya Sofya Katedrali’yle birlikte gotik mimarinin Yakın Doğu’daki en güzel örnekleri arasında yer almaktadır.
Önceden Girne Psikoposu’nun ikametgahı olduğu düşünülen Manastır’ın günümüzde ayakta kalan bölümünün büyük bir kısmı Fransa Kralı III. Hugh (1267-1284) tarafından inşa ettirilmiştir. Manastırın ortasındaki avlunun dört yanını çeviren revakalar ve yemekhaneyse, Kral IV. Hugh döneminde (1324-1359) yapılmıştır. Kıbrıs’ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra Manastır, Kıbrıs Ortodoks Kilisesi’ne verilmiştir.
Manastırın ortasında çevresi revaklı bir avlu bulunmaktadır. Manastırın günümüze en iyi durumda ulaşmış kısmı olan kilise 13. yüzyıldan, İtalyan üslubundaki freskler ise 15. yüzyıldan kalmadır. Roma döneminden kalma iki mermer lahitin bir zamanlar lavabo olarak kullandığı düşünülmektedir. Lahitlerin arkasındaki kapıdan yemekhaneye geçilir. Kapının mermer üst sövesinin üzerinde sırasıyla Kıbrıs, Kudüs ve Lüzinyan krallıklarının armaları asılıdır.
Dikdörtgen şeklinde, tonozlu geniş bir salon olan yemekhane Gotik mimarinin kusursuz örneklerindendir. Gündüzleri deniz tarafındaki altı adet yüksek pencereden ve doğu duvarındaki gülpencereden bolca ışık almaktadır. Yemek yedikleri sırada keşişlere vaaz vermek için kullanılan kürsü hala yerinde durmaktadır. Batı duvarındaki kapı, alt kattaki mutfak, mahzen ve tuvaletlere inen merdivene açılır. Orta avlunun doğusunda keşişlere ayrılan yerler ve meclis odası bulunur.
Manastırın idari işleri meclis odasından yürütülürdü. Gotik taş oymacılığının başarılı örneklerinden dış kabartmalarının arasında sırtında bir merdiven taşıyan adam, iki deniz kızı arasında bir adam, kitap okuyan bir kadın, iki vahşi hayvanın saldırdığı bir adam, tesbihli bir kadın, dallarında bir kedi ve bir maymun olan armut ağacının altında kalkanlı bir adam, pelerinli bir rahip gibi figürler göze çarpmaktadır. Meclis odasının ortasındaki sütunun erken dönem bir Bizans kilisesinden geldiği tahmin edilmektedir. Manastırın üst katında keşişlerin yatakhaneleri ve çalışma odaları yer alıyordu. Kuzeybatı köşesindeyse küçük bir hazine odası vardı.
Girne’nin hemen hemen her yerinden görülebilen Manastır turistlerin büyük ilgisini çekmektedir. 1940’lı ve 50’li yıllarda çoğunlukla İskenderiye ve dünyanın daha başka yerlerinden adaya gelen dönemin ünlü sanatçılarının bir kültür merkezi haline getirdiği Balabayıs ve Manastır, ev sahipliği yaptığı klasik müzik konserleri ve çeşitli müzik festivallerine aracılığıyla bir anlamda yakın geçmişinden gelen bu geleneği de sürdürmektedir.
Burada geçireceğiniz zaman süresince Balabayıs’ın size sunacağı görsel ziyafet, kokular ve tatlar, yaşadığınız sürece hafızanızdan ve yüreğinizden silinmeyecek eşsiz güzellikler olarak ruhunuzda yer edecektir.
