Tarihçesi
St. Hilarion Kalesi, adalıları 7. yüzyılda başlayan ve aralıklarla 10. yüzyıla kadar sürmüş olan Arap akınlarına karşı uyarmak ve korumak için dağların en yüksek noktalarına gözetleme noktası olarak yapılan kaleler zincirinin bir halkasıdır. Bu koruma zinciri Girne, Buffavento ve Kantara’da da birer kaleyi içermektedir.
Beşparmak sıradağlarının yükseklerinde konumlanmış St. Hilarion Kalesi, batıya ve doğuya doğru uzanan kıyı şeridinin nefes kesen manzarasını ve Girne’yi tepeden seyreder.
Dağların güney tarafına ve Lefkoşa’ya geçişi sağlayan yolu kontrol edebilecek bir konumda bulunan St. Hilarion, Kantara ve Buffavento kalelerine kıyasla en iyi korunmuş durumda olan kaledir.
İnanılanın aksine, kalenin ismi 4. yüzyılda Filistin ve Kıbrıs’ta faaliyet gösteren bir Azizden değil, Kutsal Topraklardaki zulümden kaçarak dağlardaki bir mağarada inzivaya çekilmiş ve orada hayatını kaybetmiş münzevi bir keşişten almaktadır.
Dieu D’Amour olarak da bilinen kalenin ikinci ismiyse Ortaçağ̆ insanlarının çok sevdiği kelime oyunlarıyla ortaya çıkmıştır. Eski zamanlarda bu bölge bir vadi ile ayrılan iki tepeden dolayı Didymos (ikizler) olarak biliniyordu. Bu ismin ilk Latin yerleşimciler tarafından yanlış̧ telaffuz edilmesiyle isim Dieu D’Amour olarak kalmıştır.
Aslında burada 10. yüzyılda Bizanslılar tarafından keşişin mezarının bulunduğu yerde bir manastır ve kilise inşa edilmiş olsa da, kalenin ilk gözetleme kulesinin Arap akınlarının sürdüğü yıllarda yapılmış olduğu sanılmaktadır.
Kaleyle ilgili tarihteki ilk atıf 1191 yılına ait kayıtlarda geçmektedir. Yazılı kaynaklarda, Aslan Yürekli Richard 1191’de adayı ele geçirdiğinde kalenin var olduğu belirtilmektedir.
1191’de Guy de Lusignan, kendi kendini Kıbrıs’ın kralı ilan eden Bizans imparatoru Isaak Komnenos’u yenerek St. Hilarion’un kontrolünü ele geçirmiştir. Kale daha sonra kapsamlı bir şekilde genişletilmiş ve hem askeri bir karakol hem de Lüzinyan soylularının yazlık konutu olarak kullanılmıştır.
Kıbrıs’taki diğer kalelerden farklı olarak hava sıcak olduğunda bahçenin serinliği ve Kıbrıs’ın en güzel manzaralarından birini görme şansının da olması buranın Lüzinyan asillerinin tercih ettiği bir kale olmasını sağlamıştır. Kale ayrıca Kıbrıslı asillerin başları sıkıştığı zaman sığındıkları bir yer olarak da tarihteki yerini almıştır.
Pek çok zafer ve trajedinin yaşandığı bu kalede, 14. yüzyılın sonlarından günümüze ulaşan en büyük trajedi Kıbrıs Kralı I. Peter’in kardeşi Antakya Prensi John ile ilgilidir. Prens ve ailesi, Cenevizlilerin saldırılarından korunmak için St. Hilarion Kalesi’nde yaşamaya başlamışlar.
Kraliçe Eleanor söylediği yalanlarla John’u, sadık korumaları olan Bulgar askerlerin kendisine karşı gizlice komplo kurduklarına inandırır. Duydukları karşısında çılgına dönen Prens’in, kaleye çağırdığı Bulgar korumalarını uçurumdan aşağı attığı söylenmektedir. Bu olayın bugün Prens John Kulesi olarak bilinen yerde yaşandığı tahmin edilmektedir.
Yerel bir halk efsanesinde, kalenin bir zamanlar 101 odasının olmasıyla övünüldüğü anlatılır. Bu odaların sonuncusu bir peri kraliçesine ait gizli bir iç bahçeye açılırmış. Bu büyücü, yolu yanlışlıkla gizli bahçesine düşen avcıları, çobanları ve gezginleri baştan çıkarır ve derin bir uykuya daldırdıktan sonra onları soyarmış.
Walt Disney’in ‘Uyuyan Güzel’ filminin esin kaynağı olduğu söylenen kale, 1489 yılında Venediklilerin adayı ele geçirmesiyle boşaltılmış ve kaderine terk edilmiştir.
Mimarisi
Kale, farklı seviyelerde inşa edilmiş üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm askerler ve kale işçileri için yapılmış olup içinde sarnıçlar, ahırlar ve diğer yapılar yer almaktadır.
Ana girişi koruyan Barbikan (Savunma Yeri) ile başlayan bu bölüm at nalı şeklinde kulelerle güçlendirilmiştir. Güzel bir mimarlık örneği olan giriş kapısının altındaki düz ve yarı yuvarlak alanda Kraliyet silahları ile Aziz’in resminin olduğu düşünülmektedir.
İkinci bölüm ise kilise, kraliyet odaları ve holü, mutfak, sarnıç ve kale kumandanına ait odalar ve kiler, atölyeler, kışla yapıları ve Ortaçağ tuvaletleri gibi birçok yapıdan oluşuyordu.
Girişe ancak büyük bir kapalı kapıdan ve yukarı çekilebilen bir köprüden ulaşılabiliyordu. Bu bölümde yer alan 10. yüzyıla ait Bizans Kilisesi etkileyici bir mimariye sahiptir.
Üçüncü bölüme tırmanış, eskiden tırmanışı kolaylaştıran merdivenli dik bir patika ile başlar. İç bahçeye ulaşıldığında karşınıza fırınlı bir mutfak, sarnıçlar ve yardımcı evlerin kalıntıları çıkmaktadır.
Bahçe, batı ucundaki Lüzinyan Dönemi’ne ait Kraliyet odaları ile sona ermektedir. Kraliyet odalarının ikinci katındaki Gotik tarzda oyulan ‘Kraliçe’nin Pencereleri’nden görülen panoramik manzara nefes kesici bir güzelliktedir.
Bahçeden kısa bir tırmanışla en yüksek kısıma ulaşılır. Zirve, deniz seviyesinden 732m yüksekliktedir. Aşağıya inerken, biraz macera arayanlar, alternatif bir patikayı takip ederek izole durumdaki Prens John Kulesi’ni ziyaret edebilirler.
